7 Temmuz 2010
Ayrıntılar
Atatürk, yurt dışında Türkiye’yi temsil etme görevini üstlenenlere “Sizler benim sesim olacaksınız” dermiş ve görevleri ister sürekli ister geçici olsun, onlara ülkenin onurunu, yüceliğini göz önüne almaları gerektiğini anlatırmış. Giderek yurt dışındaki temsilcilerimizi farklı yönleriyle, özel yaşamlarıyla da izlermiş.İsmet İnönü başbakan olarak İtalya’ya giderken, Mussolini’nin kendisini ilk aşamada karşılamayacağı haberini almış. Hemen tepkisini iletmiş yetkililere: “Mussolini beni öncelikle karşılamazsa geldiğim vapurla İtalya’ya ayak basmadan geri dönerim” Unutulmasın, Mussolini başbakan olduğu kadar da şeftir, liderdir, “DUÇE”dir.
Mussolini İsmet İnönü’yü rıhtımda karşılamıştır. Mareşal Fevzi Çakmak yurt dışında katıldığı askeri bir toplantıda diğer katılımcıların daha düşük rütbede olduklarını öğrenince ilgililere, “Oturumu ev sahibi komutan açtıktan sonra toplantıları sürekli ben yöneteceğim. Zira içinizde en yüksek rütbeli subay benim. Ayrıca bizim devlet reisimiz bu konularda çok duyarlıdır” demiştir. O toplantıları sürekli Mareşal Fevzi Çakmak yönetmiştir.
Cumhuriyet yönetiminin bilhassa dış ilişkilerde son derece duyarlı ve dikkatli olduğu bilinen bir gerçektir. Bu konuda sayısız örnek vardır. Başkanlar, bakanlar, elçiler ve diğer temsilciler özel hayatlarında da, ekonomik, siyasal, kültürel ilişkilerde de ülkenin onurunu çok önemsemişlerdir. Giyim kuşamlarından aile yaşantılarına, konuştukları dilin inceliklerine kadar diplomasiyi her yönüyle uygulamaya büyük titizlik ve özen göstermişlerdir.
AKP iktidarı ne iç ne de dış siyasette belirgin bir görüş, düzeyli bir tutum sergileyemedi. IMF, ABD ve AB kıskacında gitti geldi. İddialarının aksine ne milli ne de milletlerarası bir rotası olmadı. Kendi ülkemizin sorunlarını dış güçlerin öncülüğüne bıraktı. Bazen Avrupa’nın, bazen ABD’nin dümen suyuna girdi. Kıbrıs, Ermeni, PKK sorunu, Irak, İran, İsrail ilişkileri Türk dışişlerinin sorumluluğu dışında gelişip sorgulanıyor.
Bu yazının ana konusu ülkemizin dışarıdaki saygınlığı olarak düşünülmüştü. O nedenle son cümlelerimizi, dış sorunlarımızdaki sorumsuz kişilerin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını pazarlamaya kalkması densizliğine getireceğiz. Anımsanacağı üzere, bir yabancı dil bilmenin ötesinde hiçbir diplomasi birikimi olmayan bir işadamı danışmanı başbakan için birkaç yıl önce ABD’deki dostlarına şu öğüdü vermişti: “KULLANIN BU ADAMI, DELİĞE SÜPÜRÜP ATMAYIN”. Buradaki en büyük hata Türk dış siyasetinin Dışişleri Bakanlığı’nın dışından yönetilmesiydi. Kısacası sadece dil bilmek, o çok önemli ve karışık sorunları, diplomatik bir birikim ve incelik isteyen bir yaklaşımla tartışmaya yeterli değildir. Birbirine benzeyen iki olayı ekleyerek yorumu okuyucularıma bırakıyorum.
Hatırlardadır. AKP iktidarının ilk yıllarında Dışişleri Bakanı ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ABD’ye gitmişlerdi. ABD Başkanı bizimkilerle ayaküstü üç beş dakika görüştükten sonra “Sizin burada görülecek işiniz yok, hemen ülkenize geri dönün” diyerek Yaşar Yakış ve Ali Babacan’ı geri çevirmişti.
Yine hatırlardadır. İsmet İnönü ABD Başkanı Johnson tarafından Kıbrıs sorununu görüşmek üzere Washington’a çağrılmıştı. İnönü, başkanın saygısızca davranışı karşısında “YENİ BİR DÜNYA KURULUR VE TÜRKİYE ORADA YERİNİ BULUR” demişti. Bu bir tek cümlenin ABD’de siyasal bir deprem yarattığı belleğimizdedir. O İsmet Paşa “DEVLET ADAMI, DEVLETİ SIRTINDA TAŞIYAN ADAMDIR” derdi. Sonrakiler ise “DEVLET KÜÇÜLMELİ” sloganıyla devleti küçük düşürdüler. Sorun burada.
Beşir bey yüreğinize ,kaleminize sağlık..İçinde yaşadığımız çelişkilerle dolu garip durumu ne güzel özetlemişsiniz..Maalesef TC yurt dışında temsil eden bazı yetkililer Türk Devletini ve halkını temsil ettiklerini unutup tamamen kişisel egolarıyla hareket ediyorlar ..Sonuç malum:((





nejla
7 Temmuz 2010 16:21
Teşekkürler Beşir Bey, yakın tarihimizi bile bilmeden bizi yönetenlerinde okumasını dilerim bu yazınızı.Saygılar