Eski Zaman Bayramlarını Hiç Özlemiyorum

Benim evrende yer kapladığım son 70 yıl. Ve aklımın erdiği son 60 yılı anlatayım size. Varın siz karar verin...

Eski zaman bayramlarını hiç özlemiyorum. Bakmayın aslında gençliklerine özlem duyup, o zamanları güzelmiş gibi anlatanlara. Onlar giden hayatlarına üzülüyor aslında. İşin aslı sevgili genç arkadaşlarım. O zamanlar boktandı. Yaşanılası değildi. Mecburen katlanırdık.

Kadınlar daha güzel değildi, erkekler daha yakışıklı değildi. Kimse daha şık değildi. Daha sağlıklı değildi. Evler daha güzel değildi. Mobilyalar üzerine oturulası değildi. Tatil tatil gibi değildi. Şehrin belli semtleri dışında güvenli hiç değildi.

Bu nostalji rüzgarını ne kadar geriye götürürseniz o kadar kötüye, sıradanlığa ve yoksulluğa ulaşırsınız. Osmanlı nostaljisi için de böyle, Cumhuriyet'in kuruluş zamanları da böyle.

Benim evrende yer kapladığım son 70 yıl. Ve aklımın erdiği son 60 yılı anlatayım size. Varın siz karar verin.

Bayramlar aileler için mali açıdan tam bir eziyetti. Ramazan bayramı neyse de Kurban Bayramı koyun fiyatları hep çok pahalı olurdu. Kimse yeni giysi alamazdı. Bayram demek manevi açıdan nasıl bir doygunluk ise, mali külfet açısından da yorgunluktu. Arkadaşlarımızın hepsi yeni bayramlık giyemediği için biz de yeni alınmış eşyalarımızı kullanamazdık. Kazayla yeni bir ayakkabı giymiş olursak da adet olduğu üzere üstüne basılıp burnu kırılırdı. Bir tür olmayanın, olana verdiği cezaydı bu.

Sofralar öyle zengin falan değildi. Türkiye'de tencere yemeklerinin bu kadar bol olmasının sebebi o yemeği su ile çoğaltmaktı. Ekmeğe banarak doyardık. Bizim kuşağın neredeyse hepsi, doğada labada ile ebegümecini tanır. Çünkü onlar toplanır, sulu tencere yemeği yapılır. O zamanlar kesilmiş tavuk satılmazdı. Bırakın kanadı ayrı, göğsü ayrı. Tavuk yemek isteyen, besleyip kendi kesmek ve yolmak zorundaydı.

Köyde üretilenler hariç, hiç de öyle sağlıklı yağ yiyemezdik. Bildiğin margarin. Bol kanserojen. Çeşmelerden doldururduk güğümlerimizi. Muhtemel kanalizasyon karışırdı onlara da zaten. Kolera salgınları olurdu. Olmadı paratifo.

Tatil denilen şey çadır kampıydı. Sıcağı da soğuğu da hiç yokmuşçasına içeriye geçiren. Çadırlarda nem kokulu ortamlarda uyurduk. Hala burnumu sızlatan. çadırlar kümelenirdi sahillerde. Tuvalet başlıbaşına bir dertti. Hiç sormayın gitsin.

Hazır giyim yoktu. Annelerimiz birer usta terziye dönüşmüştü. "Patron" günleri yapılırdı evlerde. Kadınlar Alman "Burda" dergisinden "Patron" kesip elbise dikerlerdi bir araya gelip. Şimdi sokağa çıkın "Patron" nedir bilen olmaz.

Umutlarımız farklıydı. Yurtdışına kaçarız diye düşünebilenimiz yoktu. Çünkü yurtdışı bilenimiz yoktu. Tüm gördüğümüz filmlerde güya uçaktan inen Filiz Akın'lar, Fatma Girik'lerdi.

Sevgili dostlar. Bu işi sevdim. Tarihe not düşmek bab'ında. Devam ettireyim diyorum. Sonra da eskiden güzel olduğunu düşündüklerimi anlatırım. Siz de değerlendirme yaparsınız.

Etiketler
Ramazan Bayramı